• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/DuaKutuphanesi
  • https://plus.google.com/102328160961844257534/posts
  • https://www.twitter.com/DuaKutuphanesi
Kelime-i Şehadet
Takvim
Hediyelik Dualar
Kur'an-ı Kerim
Evliyalar Ansiklopedisi
Büyük Şafii Fıkhı
 Büyük Şafii Fıkhı
Hayatu's Sahabe

Duan��n Hayat��m��zda ki ��nemi

Biraz önce söylediğimiz gibi her şey dua etmektedir. Hayatı, duâsız düşünmek mümkün değildir. Yaşadığımız hayat, baştan sona kadar duâdan ibarettir. Duâ, Rıza-i İlâhî'nin şifresi ve cennet yurdunun da anahtarıdır.

Duânın bizatihi ibadet olduğunu, hatta ibadetin özü olduğunu ifade etmiştik. Onun için ibadetin önemi hakkında söylenen her şey dua için de geçerlidir.

Duanın önemi hakkında söylenmesi gereken en önemli şey Furkan suresinde geçen şu ayet olmalıdır:

"Habibim, insanlara de ki, duanız olmasaydı Allah katında ne ehemmiyetiniz vardı."


Evet Allah katında bizim ehemmiyetimiz, değerimiz duamız sayesindedir. Duamız yoksa bir değerimiz de yok demektir. Onun için Allah'ın bütün sevgili kulları duadan bir an bile uzak kalmamışlardır. Mesela Kur'an'da peygamberler anlatılırken hep onların duaları nazara verilir ve onların dua insanları oldukları vurgulanır. Hz. Adem (as) dua eder ve hatası affedilir. Hz. Nuh (as) o denli gürül gürül dua eder ki, onun duası neticesinde tufan gerçekleşir ve o da tufan peygamberi olur. Hz. İbrahim (as) dua dua yalvarır ve nesiller sonra Peygamber Efendimiz (asm) diyecektir ki

"Ben dedem İbrahim'in duasıyım..."

Hz. Musa (asm) her dem dua halindedir ve duasıyla kardeşi Hz. Harun (as), bir insana lutfedilen en büyük makama mazhar olur, yani peygamber olma şerefiyle şereflendirilir. Hz. Yunus (as)'un, Hz. Eyyub (as)'un ne hazin duaları vardır. Hz. Zekeriya (as), Hz. İsa (as) hep dua insanlarıdır. Ve Peygamber Efendimiz (asm), ömründe bir an bile duadan uzak olmamıştır. Peygamber Efendimizin (asm) duaları bir araya getirildiğinde oldukça hacimli bir dua mecmuası ortaya çıkmaktadır.

Sonra peygamberlerin varisleri olan din büyüklerine baktığımızda onların da birer dua kahramanı olduklarını ve hayatlarını dua çevresinde örgülediklerini görüyoruz. Bir Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin, bir Şah-ı Nakşibendi, bir İmam-ı Rabbani Hazretlerinin dualarına baktığımızda kalbimiz duracak gibi oluyor ve onların kulluk şuurlarına, Cenab-ı Hak karşısındaki saygılarına hayret ediyoruz.

Kısacası Allah'ın bütün sevgili ve değerli kullarının hayatında dua çok önemli bir yer işgal etmektedir. Onlar büyük insan olduklarından mı duaya bu kadar önem vermektedirler, yoksa duaya çok ehemmiyet verdiklerinden mi büyük insan olma payesine ermişlerdir? Şöyle veya böyle ayet bize diyor ki

"Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz vardı."

Başka bir ayette Rabbimiz

"Anın beni, anayım sizi."

buyurmaktadır. Cenab-ı Hakk'ın bizi anması ne büyük bir şeydir. İşte kul, bu büyüklüğe ve bahtiyarlığa O'nu anmakla ulaşır. Dua etmek de O'nu anmaktan başka nedir ki? Büyük bir zat çevresindekilere der ki "Ben Allah'ın beni andığı vakitleri biliyorum." Ona bunu nasıl bildiği sorulduğunda "Ben O'nu andığım zaman O da beni anmaktadır. Zira kendisi bunu ifade buyurmaktadır." diye cevap verir.

Evet dua çok ama çok önemlidir. Rahmet elinin üzerimizde dolaşması, duâ sayesindedir. Duâ, aynı zamanda gazabın da paratoneridir. Evet, hakkımızda rahmeti ve rızayı celp, gazap ve öfkeyi def edecek olan müessir bir ubudiyettir duâ. Çok defa beşer imkânının tükendiği noktada duâ şuuru başlar. Rabbin kapısına duâ ile varılır, o kapıda duâ ile konuşurlar ve rahmeti hakkımızda sağnak sağnak celbeden de duadır. Evet dua rahmetin celbine vesile olduğu gibi belayı ve musibeti de ortadan kaldırır.

Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

"Allah katında duadan makbul ve kıymetli hiçbir şey yoktur."

Çünkü Rahmeti Sonsuz bizden dua etmemizi istemektedir. Mümin suresi 60. ayette Rabbimiz buyurmaktadır ki:

"Bana dua edin size icabet edeyim, cevap vereyim."

Bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyurur Efendimiz (asm):

"Allah'ın fazlından isteyin. Allah kendinden istenilmesini sever."

Şu halde biz dua etmekle Allah'ın sevdiği bir şeyi yapmış oluyoruz. Allah'ın sevdiği bir iş olmasının yanında Onun emrettiği bir ibadeti yerine getirmiş oluyoruz.
Öte yandan dua, insanı hayırlara, iyiliklere yönlendirir. Evet istiğfar, günahlardan tövbe kötülüklere yönelmeye mani olduğu gibi dua da insanı iyiliklere yönlendirir.

Dualarda Neler Söylenmeli, Neler İstenmeli?

Dualarımızda her şeyi isteyebiliriz. Ancak öncelikle ve daima en önemli şeyleri istemeliyiz. Nedir en önemli olan şey? Dünyada mutlu bir hayat sürmek mi? Hayır. Çünkü bu dünyada mesûdâne bin senelik bir hayat, cennet hayatının bir saatine mukabil gelmez. O zaman en önemli şey cennet hayatı mı? Hayır. Zira gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyen cennet hayatının bin senesi, bir an Rabbimizin cemalini müşahede etmeye denk değildir. Buna rağmen en önemli şey bu da değildir.

"Ve Rıdvânun minallahi ekber."

Her şeyden öte, her şeyin üstünde, her şeyden önemli olan Allah'ın rızasıdır. O kazanıldığı zaman diğerleri de kazanılmış demektir. Öyle ise dualarımızda mütemadiyen Onun rızasını istemeliyiz.

Bizim ne güzel adetlerimiz vardır. Birisinin bir iyiliğini gördüğümüzde "Allah razı olsun!.." deriz. Bu üç kelimelik basit cümle aslında en önemli duayı ifade etmektedir. Keşke hep birbirimizle karşılaştığımızda ve ayrılırken birbirimize böyle desek. Keşke her telefon konuşmamız bu duayla son bulsa. Keşke her radyo programı, televizyon programı bununla açılsa kapansa. Ve böylece bu kadar sık karşılaştığımız bu duadan birisi kabul edilince, ahirette beratımızı aldık demektir. Bu güzel âdet, dinî kitaplarımıza da yansımıştır. Bu kitaplarda geçen isimlerden sonra hep parantez içinde bu dua tekrar edilir.

Öyleyse dualarımızda en çok Allah'ın rızası istenmeli, ondan başka ahiret saadeti istenmeli. Peygamber Efendimiz (asm)

"Cenneti istediğin zaman Firdevsi iste!"

buyurmaktadır. Firdevs, cennetin en yüce mertebesidir. Ayrıca dünyada ve ahirette hasene, iyilik, güzellik istenmelidir. Her şeyin hayırlısı ve Allah rızasına muvafık olanı istenmelidir. Günahlarımızın bağışlanması talep edilmelidir.

"Sana ahvalimi arz etmeğe hacet mi var Ya Rab!
Günahkarım, recaya elde bir kuvvet mi var Ya Rab!"

şuuru içinde Necip Fazıl gibi demeliyiz ki:

"Bende sıklet, sende letafet...
Allah'ım affet!
Latiften af bekler kesafet...
Allah'ım affet!
Etten ve kemikten kıyafet...
Allah'ım affet!
Şanındır fakire ziyafet...
Allah'ım affet!
Acize imdadın şerafet...
Allah'ım affet!
Sen mutlaksın, bense izafet!
Allah'ım affet!
Ey kudret, ey rahmet, ey re'fet!
Allah'ım affet!"

Mü'min bencil değildir. Biz dualarımızda kendimiz için istediklerimizi en yakın daireden başlayarak ailemiz için de istemeliyiz. Peygamber Efendimiz (asm) bize bunu talim buyurmaktadır. Daha sonra akrabalarımız, komşularımız, tanıdıklarımız adına da dua etmeliyiz. Bu, mü'min olmanın gereğidir. Bir hadis-i şerifte buyrulur ki:

"Bir kimse kendisi için istediğini mü'min kardeşi için istemedikçe hakiki mü'min olamaz."

Daha sonra daireyi genişleterek ülkemizin dirliği birliği için dua etmeliyiz.

"Biz kısık sesleriz.. minareleri,
Sen ezansız bırakma Allah'ım!
Ya çağır şurda bal yapanlarını;
Ya kovansız bırakma Allah'ım!
Mahyasızdır minareler.. göğü de
Kehkeşansız bırakma Allah'ım!"

"Müslümanlıkla yoğrulan yurdu
Müslümansız bırakma Allah'ım!"

"Yarının yollarında yılları da
Ramazansız bırakma Allah'ım!
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü
Ya çobansız bırakma Allah'ım!
Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız
Ve vatansız bırakma Allah'ım!"

"Müslümanlıkla yoğrulan yurdu
Müslümansız bırakma Allah'ım!"
(Arif Nihat Asya)

Evet vatanımızı milletimizi dualarımızda ihmal etmemeliyiz. Bununla da yetinmeyerek tüm İslam alemini duamızda yadetmeliyiz. Dünyanın değişik yerlerinde sıkıntıya maruz kalan din kardeşlerimizin kurtulması için, bugün dağılmış bir görüntü arz eden İslam aleminin yeniden derlenip toparlanması için dua etmeyi ihmal etmemeliyiz. Eğer bir günlük duamızda bunları dile getirmezsek, o gün vefasızlık ettiğimize inanmalıyız. Ümmet-i Muhammed (asm) için edilecek şu dua abdalların duası olarak meşhurdur:

"Allahümmerham Ümmete Muhammed." (Allah'ım, Ümmet-i Muhammed'e rahmet ve merhametinle muamele et)

Müslüman, himmeti alî insandır. Onun için duamız bu söylediklerimizdeh ibaret olmamalı, tüm insanları kapsayıcı olmalıdır. En yüce dinin mensupları olarak bütün insanlığın inandığımıza inanması, duyduğumuzu duyması, sevdiğimizi sevmesi için dua etmeliyiz.

"Keşke sevdiğimi sevse kamu halk u cihan
Sözümüz cümle heman kıssa-i canan olsa."

"Allah'ım sen adını dünyanın dört bir tarafında duyur.
Kalmasın sana inanmayan bir mahzun gönül.
Habib-i edibinin nam-ı celili, güneşin doğup battığı her yerde şehbal açsın."

sözleri her gün bizim vird-i zebanımız, dilimizden düşürmediğimiz duamız olmalı.

"Ya ilahi
Hak tanınsın: kimse gaddar, kimse mağdur olmasın;
Mest olup ikbal meyinden, sonra mahmur olmasın!
Bir misafirhanedir, dünyaya mağrur olmasın;
Ya ilahi, rahmetinden kimseler dur olmasın!"

Dualarımızda Dünyaya Ait İstekte Bulunabilir miyiz?

Dualarımızda elbette dünyaya ait isteklerde bulunabiliriz. Bir yazarımızın ifadesiyle,

"Dua kabın çok geniş olsun. Varsın ona kainat bile sığsın. Sen onu, Sahibinden istiyorsun ya."

Mesela Peygamber Efendimiz (asm) yağmur duası yapmıştır ve yağmur duası, O'nun sünneti olarak o günden bugüne değin gelmiştir. Daha önce bahis mevzuu yaptığımız bir hadisi yine hatırlatalım:

"Allah'ın fazl-ı kereminden çok çok isteyin. Şüphesiz Allah kendisinden istenilmeyi sever."

Bakara suresi 186. ayette Rabbimiz şöyle buyurur:

"Kullarım sana beni sorduğunda söyle onlara ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde kullarım da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulurlar."

Gafir Suresi 60. ayette de şöyle buyurulur

"Bana dua edin size icabet edeyim, cevap vereyim."

Allah Yaptığımız Dualara Çok Önem Veriyor. Ancak Bazen Duada İstediğimiz Şeyler Gerçekleşmiyor?

Dualarımızla alakalı bir-kaç hususa dikkat etmemiz gerekiyor. Birincisi: Dua ikiye ayrılır. Birisi fiilî dua (tavır ve hareketle yapılan dua), ikincisi kavlî dua (dilimizle yapılan dua). Bir şeyin gerçekleşmesi için bu iki duaya riayet edilmeli. Mesela hasat mevsiminde bereketli mahsul için dua dua yalvaran kimsenin bu duasının gerçekleşmesi için öncelikle fiilî duasını bihakkın eda etmesi ve toprağın bağrına tohum atması gerekir. Zamanı gelince tarlasını sürmesi, gerekiyorsa sulaması hep fiilî dua kapsamındadır. İmtihanında başarılı olmak için dua eden öğrencinin öncelikle ders çalışmak suretiyle fiilî duasını yapması gerekmektedir.

İkincisi: Duanın bir ibadet olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla duanın semeresi, neticesi uhrevîdir, ahirete aittir. Dünyaya ait maksatlar ise duanın sebebi değil vakitleridir. Mesela yağmursuzluk hali, yağmur duası ibadetinin vaktidir. Bir hadis-i şerif konumuzu aydınlatması bakımından önem arzeder:

"Kul duasında şu üç şeyden birisini mutlaka kazanır: ya duası sayesinde günahı bağışlanır veya dünyada mükafatını alır veya ahirette mükafatını kazanır."

Yani dua ettiğimizde, mutlaka kazanç içinde bulunmaktayız.

Üçüncüsü: Bize şahdamarımızdan yakın olan Rabbimiz, bizi bizden iyi bilmektedir. Dolayısıyla bir şey istediğimizde, o şeyin bizim için hayırlı olup olmayacağını da en iyi O bilir. Mesela erkek evlat isteyen bir kula Hz. Meryem gibi bir kız evlat lutfedildiğinde duası kabul olunmadı denmez. Allah daha hayırlısını verdi denir. Yine mesela ben mal istediğimde Allah'ın bana nasib edeceği mal benim Karun gibi yerin dibine batmama sebep olacaksa, Allah'ın beni fakir yaşatması Onun ayrı bir rahmet tecellisidir.



Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam44
Toplam Ziyaret81356
Editörün Seçtikleri
Kütübü Sitte
Dua İstiyorum